17 Ağustos 2011 Çarşamba

Durum Raporu:

Yorgunluk: Had safhada.
Kafein durumu: BİTMİŞ!
Müzik şeysi: Arctic Monkeys.
Açlık: Eh işte.

Ara ara durum raporuna devam edeceğim. Tekrar bay bay.

12 Ağustos 2011 Cuma

Evet itiraf ediyim, manyağım. Ve ben size bir sır veriyim bütün esmerler aynı, aşktan anlamıyor. Sonra aşk yok falan diyorlar, eminim onlarda buna derinden inanıyor. Bir şeyi inkar etmek için ondan bir kazık yemek yeterli sanırım,hayattan kazık yiyoruz ama hayat yok demiyoruz orası da ayrı tabi ki. Diyor ki şair, "SUS BANA AŞK YOK DEME SAKIN, ZATEN AŞK YOK DİYENLER, EN ÇOK İNANIPTA KAZIK YİYENİDİR AŞKIN"

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Geç kalınmışlıklar ve sarhoş geçirilen bir gece.

Geç kalınmış pişmanlık yaşamayı sevmem. Pişman olacak bir davranışta bulunmayı sevmem aslında biliyor musun? Ben sana çok önce “Seni seviyorum ve bunda ciddiyim!” dediğim zaman bana “Ciddi bir şeyler düşünmek için yaşımız erken değil mi?” demiştin. Belki de haklısındır diyerek ilk defa o gün pişman oldum söylediğim şeyden.

Sonraları seni düşünmedim dersem çok haksızlık etmiş olurum. Düşünmez olur muyum? Her zaman aklımdaydın; ama sen bana “Henüz erken.” dedin. Sana seni sevdiğimi söylediğimin üzerinden 2 ilişki geçti. Bir tanesi beni çok yaraladı. Hayatımda olmadığım kadar, hatta senden bile çok aşık oldum ona; ama gel gör ki ister kader de ister başka bir şey olmadı, yapamadık.

Ve sonra o gece. Arkadaşlarla yenilen tavuğun ardından içilen vodka’nın ve çalınan gitarın da etkisiyle sana tekrar mesaj atmak geldi içimden. “Beni tekrar sevebilir misin?” diye sorduğum zaman “İhtiyacın var mı?” diye sordun. Yaralayan ilişkimin üzerinden 3 ay geçmişti ama etkileri hala sürüyordu. İnan bana sen asla bir ilişkiden sonra o ilişkiyi unutmak için sarılınan bir can simidi değilsin sevdiğim.

+ Beni tekrar sevebilir misin?
- İhtiyacın var mı?
+ İnanamayacağın kadar çok.

Böyle başlamadı aslında ilişkimiz. Aralık 2009’du başlangıcı.

Ben seni görmeden sevdim sevdiğim. Sevmeye de devam edeceğim.

Not: Yazılırken sadece Amy Winehouse - Love Is a Losing Game dinlenmiştir. Okunurken de dinlenmesi tavsiye olunur.

5 Ağustos 2011 Cuma

Hayat Bazen:

Eski sevgiliyi düşünülerek içilen gecenin sabahı gibi iğrenç…
Çikolata kadar tatlı…
‘43de kurtarılmayı bekleyen Paris gibi umutlu…
‘17de Devrim sabahındaki Moskova gibi neşeli…
Sevgiliyle yapılan bir düet gibi saf…
Bir Bob Dylan şarkısı gibi hüzünlü…
Rakı şişesinde balık gibi sarhoş…
Aziz Nesin öyküsü gibi kara mizah dolu…
Çilek gibi hoş…
Shape of My Heart dinler gibi bazen…
John Lennon’ın ölüm haberini aldığındaki gibi boktan…
Bir Beatles şarkısı kadar eğlenceli…
Pipa Bacca kadar heyecanlı…
Madımak’ı yakanlar kadar acımasız…
Aşk gibi kekremsi…
ve arkadaşla paylaşılan içki kadar ölümsüzdür…

Can Erdem.
4 Ağustos 2011, Anamur.
22:49

2 Ağustos 2011 Salı

Sarhoştum, üzgündüm ve yağmur yağıyordu.

Özür dilemek için hala geç mi? Sana hala aşık olduğumdan değil. Vicdani bir mesele.

Ekleme:

Haluk Levent de dinler oldum sıkıntıdan.

Aşırı sıkıldım.

O derece ki 1930'lar 40'lar Hollywood filmlerini izlemeye başladım. Aşırı romantikler ya. Gone With the Wind olsun, The Wizard of Oz olsun, The Count of Monte Cristo olsun izliyorum.

Vivien Liegh çok hoş kadınmış.

Bir de Oz Büyücüsü çok güzel. Judy Garland'ın sesi çok hoş. Ayrıca Tin Man var yani. Sırf onun için bile izlenir.

Şimdi önümde 3 seçenek var. Ya eski Sherlock Holmes'u izleyeceğim, ya sevdiceğim benimle konuşacak sıkılmayacağım ya da yatacağım.

Hadi bakalop.