27 Ağustos 2011 Cumartesi


Bu rakı var ya bu rakı,
Senle içerken güzel.
Bu hayat var ya bu hayat
Senle yaşarken güzel.

25 Ağustos 2011 Perşembe

Canım sıkılıyor. Bana bir şeyler anlatsanıza. Ben dinlemeyi severim. Masal anlatın, kendi hikayenizi anlatın ya da dinlediğiniz güzel bir şarkıyı önerin bana. Paylaşın işte benle. Bencilliğin lüzumu yok. Zaten bizi bu hale getiren bencillik ve şovenizm olmadı mı? Modern toplumun gürültüsü diye bir şey var hani bilirsin. Hah işte o benim. Modern toplumda o gürültüyü yaratan benim. Tüm sorun benim. Bana kız bana bağır bana tüm öfkeni haykır nefretini kus bana. Rahatla biraz.

23 Ağustos 2011 Salı

Naruto'dan pes etmek hakkında harika bir söz.



Give up to trying make me give up!

Yeşillik, Domates ve Kahve üzerine.

Yeşillikleri pek sevmem. Bir kaçını sadece. Maydanoz, marul bu kadar. Isırgan yeşillikten sayılmıyor bence. Yakıyor falan. Ama böreği güzel olur. Çok severim ısırgan böreğini. Olsa da yesek; ama ısırganların çıkmasına daha 9 ay var. Höff!

Domates en sevdiğim meyvedir. Efendim? Domatesin meyve olduğunu bilmiyor muydunuz? Canım benim. Öğrendiniz işte canım. Ispanak sebze, domates meyvedir! Domates süper bir meyve. Kesinlikle. Tuz ve kekik ekince üstüne harika oluyor. Belki biraz da pul biber. Pul biber demişken kırmızı biberden hazzetmem. Daha az önce koskoca bir kasa kırmızı biberi doğradım. Belim hayvani şekilde ağrıyor. Bana sadece domates verin bir sene yaşarım. 1 senenin sonunda bir makarna yer sonra tekrar domates yemeye devam ederim. Sınırsız kekik ve tuz da olacak ama!

Kahvesiz yaşayamıyorum. Kahve olmayınca çıldırıyorum. Dönüşüm geçiriyor etrafa dehşet saçıyorum. Geçenlerde gene bitti kahve, babamı doğradım. Sonra bir baktım babam diye doğradığım bahçedeki palmiye ağacıymış. Koştum sarıldım babama özür diledim onu doğradığım için. Üzüldü halime atladı arabaya kahve aldı geldi. Canım babam seviyorum lan adamı. Çok şeker. 78 kuşağı devrimcisi. Kahvelerimi alan. Bazı sabahlar can sıkıcı olsa da veya bilgisayarda fazla kalınca "Error" verse de seviyorum seni baba! Kahve güzel şey abiler. İçin.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Dizüstü Edebiyatı Üzerine.


Kişisel olan politiktir. Üzerine çok şey söylenir. Edebiyat ulvi duygular fırtınasıdır. Duyguların kağıda yansımasıdır. KAĞIDA yansımasıdır, ekrana değil. Edebiyat benim için daktilodur. Dediğim gibi. Kişisel olan politiktir.
Dizüstü Edebiyatı eğer dendiği gibi blog yazılarıysa, karşıyım! Blog yazarı kitap yazamaz mı? Yazabilir. Neden yazamasın; ama bu her blog yazarının kitap yazabileceği anlamına gelmez. Ülkemizde bazı blog yazarlarının bazı köşe yazarlarından daha yetenekli olduğu su götürmez bir gerçek. Bir o kadar yeteneksiz köşe yazarlarıyla aynı yetenekte blog yazarları da var.
Pucca’nın bir blog yazarı olduğu, dizüstü edebiyatı yaptığı ve Uykusuz yaz sayısında yazdığı dışında hiçbir bilgim yok. Eğer kitabı da Uykusuz’daki o ‘iğrenç!’ yazısı gibiyse kalsın. Ben Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlardan memnunum.
Eğer bir yazar kendine yazar denmesini istiyorsa çağa ayak uydurmanın ötesine geçmeli. Ölü yazarlarla dostluk kurarak çağa ayak uydurmalı. Yani onların tarzıyla çağımızı anlatabilmeli. Benim yeni yakın okuduklarım arasında sadece Barış Bıçakçı bunu başarabilmiştir. Roman açısından canım.
Dizüstü edebiyatı ‘bence’ bunu başaramıyor. Pek muhterem insan (gerçek ismini vermeyeceğim o yüzden) Sam Abla’nın gösterdiği bir ekşi sözlük entry’sinde “Çakal yayın evleri ‘çok farklı bir kitap yaptık, piyasaya yeni bir soluk getirdik’ diyerekten popüler bloggerlarla birleşerek ceplerini dolduruyorlar.” cümlesi geçiyordu. Bence bu adam sonuna kadar HAKLI!
Kıymetli hazirun şimdi size bir hikaye anlatacağım. Ben sıfatları bir kefe gibi düşünürüm. Eğer yazarlık da bir sıfatsa son tahlilde Maksim Gorki ile Dizüstü’cüler aynı kefededir ve bu benim canımı çok fazla sıkar. Döverim.
Ne alakası var diyen de çıkacaktır. Edebiyat şu ana aittir. Bununla birlikte geleceğe ve geçmişe bağlıdır.
Edebiyatta dönemler vardır. Servet-i Fünun, Tanzimat vs. vs. Edebiyatın bu dönemlere girmesinde dönemin siyasi yapısının büyük önemi vardır. Mesela Abdülhamit’in baskıcı döneminde insanlar kendi içlerine yönelmiş, siyasi konulardan uzaklaşmışlardır(Servet-i Fünun)(Burada biraz ara vermek istiyorum değinmek istediğim bir şey var. Hegel’in diyalektiği burada devreye giriyor. Baskıcı dönem Tez, insanların siyasetten uzaklaşması anti-tez. Sonucunda ortaya çıkan dönem ve eserler ise Sentez.). Son tahlilde şu saptama tam yerinde olur: Edebiyatımız, 2. Servet-i Fünun dönemini yaşamaktadır. Yorum size kalmış. Daha fazla açmak istemiyorum.
Dediğim gibi kişisel olan politiktir. Kişisel düşüncemden dolayı yargılamayın.
Tüm sevgimle.