12 Ocak 2012 Perşembe

İlerde doğacak kızımı böyle yetiştireceğim.

Sırça Fanus

Romalı bir düşünüre nasıl ölmek istediğini sorduklarında damarlarını ılık banyo içinde kesip açacağını söylemişti. Bunun kolay olacağını sanıyordum. Küvete uzanıp bileklerimde çiçeklenen kızıllığın berrak suyun içinde dalga dalga kabarışını izleyerek gelincik rengi köpüklerin altına kayıp uykuya dalacaktım.


Ama iş bunu yapmaya gelince, bileğimin derisi öylesine beyaz ve savunmasız göründü ki gözüme, bir türlü yapamadım. Sanki asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerde, daha derinde, daha gizli ve ulaşması çok daha güç bir yerdeydi." ~Sylvia Plath, Sırça Fanus sf. 176

6 Ocak 2012 Cuma

Mutsuzum. Kafamın ağrımasının mutsuzluğumla bir ilgisi var mı merak ediyorum. Beynim bulanıyor sanırım kusacağım.Hipotalamus, bezlerin efendisidir. Sadece kayıtlarda bulunması açısından söylüyorum, dışarıda yağmur ve rüzgarın aynı anda olması canımı sıkıyor. Hiç sevmem fırtınalı havayı. İnsan sinir hücreleri ya hep ya hiç prensibine göre çalışırlar. Eşik değerin altındaki impulslara tepki vermez, eşik değerin üstündeki her impulsa aynı derecede tepki verir. Uykumu bölenleri, satırla doğramak istiyorum. Çok ama çok sinirliyim. Elime geçirdiğim bir tüfekle önüme çıkan tüm moronları öldüresim var. Paranoyak şizofreni tanısıyla yatırılmış bir hastayla tanışmalıyım. Beni ancak o anlar. Kırmızı filler gerçek, beni sevmiyorlar. Neden niye korkuyorum bilmiyorum. Giderek saçma bir hâl almaya başladım. İnsanlar giderek benden uzaklaşıyor. Sanırım sevmeyi beceremiyorum. Kimi sevdiysem gitti. Kimi sevdiysem bana düşman oldu. Ankara ülkemizin güzel bir şehridir; ama İzmir ondan daha güzeldir. 

4 Ocak 2012 Çarşamba

Otobüs yolculuklarında hep iki kenar vardır. Cam kenarı ile gam kenarı. Gam kenarlarında uyuyamam ben. Geçen gün de uyuyamadım. Sonrası zaten ölü gibi geçti günüm. Neyse karnım aç lan.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Geçen gün yolda yürürken gene kendim kendime konuşurken buldum kendimi. Kendim kendime diyordu ki “Bana bir şans ver.” kendim kendime döndü ve şunu söyledi “Sana şans verdiğim için bu haldeyiz.” hak verdim kendime doğru konuşuyordu. Sonra ikisini birden kolundan tuttum eve götürdüm.
Az önce gene kendimle konuşmak için gözlerimi kapadım. Uzun bir yolculuktan sonra bulabildim kendimi. Kendimin yakasından tutup suratına doğru “Neden? Hepimiz özel değil miydik? Neden bu hale geldik?” diye bağırdım. Bana kızdı, tokat attı suratıma. Eli ağırdı kendimin yere yıkıldım. Bana tepeden bakarak “Hislerimizi sakladık. O yüzden oluyor bunlar.” dedi. Keşke bunu söyleyeceğine bir kere daha vursaydı. Daha az acıtırdı.
Dertler aynı aslında. Sadece yer ve zaman farklı. İnsanlar bana neden delirdiğimi sorduklarında onların kafalarını koparmak istiyorum. Benim söz söyleme hakkım yoktu. Söz söyledim, dinlemediler. Ben de içime attım her şeyi. İçime atınca da delirdim.
İsmail abi bir şey sorsam olur mu? Ben deliriyorum ya delirdiğim de benim için deliriyor mudur?