5 Aralık 2016 Pazartesi

yok olmayacağım; yok, olmayacağım. gece soğuklarını özlemişim.

3 Aralık 2016 Cumartesi

bir rüya

Işıksız, bol araçlı bir yolda arabanın içinde, şoförün yanındaki koltuktayım. Polatlı yolu muhtemelen. Hava buz gibi, karşıdan vızır vızır araba geçiyor. Hırkadan ve kazaktan yapılmış bir ev ve evin içinde kıpkırmızı bir oda düşünüyorum o anda. Yanımdaki abi "Uyuma sakın sen uyursan ben de uyurum, kaza yaparız" diyor. Uyumaya niyetim yok soğuk uykumu alıp götürüyor zaten. Hava aydınlanmıyor bir türlü. Bir dinlenme tesisinde mola veriyoruz. Koca koca kamyonlar var sadece, yerdeki su birikintisi, buz birikintisine dönmüş. Kayıp düşmeye çalışıyorum; ama beceremiyorum. Tekrar yola koyuluyoruz. Hava sağ taraftan aydınlanmaya başlıyor. Muhteşem bir görüntü. Rüya gibi, bozkırın ortasında bu kadar güzel bir görüntü beklemiyorum. Hırkadan ev tekrar aklıma geliyor. Uyanıyorum.

2 Aralık 2016 Cuma

Ev arkadaşım haftanın altı günü eve gelmiyor. Evde haftanın altı günü tek başıma yaşıyorum. Bunun nasıl bir duygu olduğunu anladım, öğrendim, deneyimledim. Bu, biraz rahat. Kendini rahat hissediyorsun. Evde olduğu zaman diliminde de pek konuşmuyoruz etmiyoruz zaten; ama evde onun olması rahatımı bozuyor. Odamın kapısını kapatamıyorum(evet artık bir odam var, 10 ay sonra ilk defa bir odam var). Odam balkona açılıyor, perdelerim beyaz. Perdelerimi sevmiyorum. Bir yatağım yok. Çekyat attım odaya, çekyatta yatıyorum 10 aydır olduğu gibi. Gerek duymuyorum artık bir yatağa. Sırtım alıştı, ben alıştım. Okula gidiyorum, ders çalışıyorum, bunlar monoton bir düzene biniyor. Haftada bir gün dışarı çıkıyorum, okul haricinde. Pazartesileri koroya gidiyorum, koro çıkışı arkadaşlarımın olduğu bir mekana. Her hafta benim için dünyanın en güzel şarkısını çalıyorlar. Güzel; ama bu benim insanlarla çok görüştüğüm çok konuştuğum anlamına gelmiyor. Kediler de uğramaz oldu, Kordi, tatilde. Yaralandı, tedavisi sürüyor hâlâ. Derin, psikolojisi düzelmeyecek. Dün gece başka bir kediyle uyudum uzun zaman sonra. Yavru, elimi yara içinde bıraktı; ama sonunda guruldayarak uykuya daldı benimle. İlk defa sıcak hissettim kendimi bu soğukta.

Şimdi nereden başladım nereye geldim değil mi? Çok ilginç şeyler oluyor. Değil mi? Pek değil.

İnsan için en ufak bir cisim bile travma sebebi olabilir. Travma yaşamadım, hayır. Travma yaşayan bir arkadaşımı gördüm. Uzun zamandır görmediği bir akrabasını gördü. Ona okumayı yazmayı öğreten akrabası; ama akrabası onu tanımadı ya da biz öyle düşünüyoruz. Çünkü ona selam vermedi, akrabası olduğunu belirten bir şekilde. Çok ilginç ve gerilimli bir andı. Anlatamam tamamını. İlginçti işte. Biriktiriyorum hepsini içimde, birikiyor. Bana bir faydası olmayan şeyler bunlar. Faydasız şeyleri de biriktirmeyi severim. Sanırım bu yüzden Alzheimer olacağım. Tek korkum bu yönde. Aslında korku da denmez; ama bilinmezlik işte. Her şey aklımda, hiçbir şey gitmiyor. Her an, o anki sıcaklığında gözümün önünde. Anlatamam. Anlayabileceğinizi sanmıyorum.

Havalar soğudu, sıkı giyin. Atkısız çıkma dışarı.
Güzelim Gülten Ablam benim:

"Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü"
Dönüş diye şahane bir film var. Türkan Şoray oynuyor 1972 yapımı. Her şeyin sarpa sardığı bir filmdir Dönüş. Ağır bir dram. İşte ilk o filmde duyulur Hasretinle Yandı Gönlüm, Seha Okuş'un mis gibi sesinden. Acı, insanı zinde tutmuyor. Acı çekmek özgürlük değil, esaret. Gülcan da işte o esaretin kurbanı.


Dinleyesin, güzeldir. Zaten bilinir, bir de bu sesten dinle.
selam edeceğim, selam duracağım. bugün kabuğumu sahipleniyorum. konuşmak istiyorum, konuşamıyorum kimseyle. olsun, tek ayakta kalırım. kalır mıyım?

"niye uçmuyor inci?"
"uçar bir gün."

1 Aralık 2016 Perşembe

her şeyi gömdüm, filizlenmesi için suluyorum. hadi bakalım. her şeyin sonunda ben kötü oluyorsam, kendimi değiştirmeli miyim?