23 Ağustos 2011 Salı

Naruto'dan pes etmek hakkında harika bir söz.



Give up to trying make me give up!

Yeşillik, Domates ve Kahve üzerine.

Yeşillikleri pek sevmem. Bir kaçını sadece. Maydanoz, marul bu kadar. Isırgan yeşillikten sayılmıyor bence. Yakıyor falan. Ama böreği güzel olur. Çok severim ısırgan böreğini. Olsa da yesek; ama ısırganların çıkmasına daha 9 ay var. Höff!

Domates en sevdiğim meyvedir. Efendim? Domatesin meyve olduğunu bilmiyor muydunuz? Canım benim. Öğrendiniz işte canım. Ispanak sebze, domates meyvedir! Domates süper bir meyve. Kesinlikle. Tuz ve kekik ekince üstüne harika oluyor. Belki biraz da pul biber. Pul biber demişken kırmızı biberden hazzetmem. Daha az önce koskoca bir kasa kırmızı biberi doğradım. Belim hayvani şekilde ağrıyor. Bana sadece domates verin bir sene yaşarım. 1 senenin sonunda bir makarna yer sonra tekrar domates yemeye devam ederim. Sınırsız kekik ve tuz da olacak ama!

Kahvesiz yaşayamıyorum. Kahve olmayınca çıldırıyorum. Dönüşüm geçiriyor etrafa dehşet saçıyorum. Geçenlerde gene bitti kahve, babamı doğradım. Sonra bir baktım babam diye doğradığım bahçedeki palmiye ağacıymış. Koştum sarıldım babama özür diledim onu doğradığım için. Üzüldü halime atladı arabaya kahve aldı geldi. Canım babam seviyorum lan adamı. Çok şeker. 78 kuşağı devrimcisi. Kahvelerimi alan. Bazı sabahlar can sıkıcı olsa da veya bilgisayarda fazla kalınca "Error" verse de seviyorum seni baba! Kahve güzel şey abiler. İçin.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Dizüstü Edebiyatı Üzerine.


Kişisel olan politiktir. Üzerine çok şey söylenir. Edebiyat ulvi duygular fırtınasıdır. Duyguların kağıda yansımasıdır. KAĞIDA yansımasıdır, ekrana değil. Edebiyat benim için daktilodur. Dediğim gibi. Kişisel olan politiktir.
Dizüstü Edebiyatı eğer dendiği gibi blog yazılarıysa, karşıyım! Blog yazarı kitap yazamaz mı? Yazabilir. Neden yazamasın; ama bu her blog yazarının kitap yazabileceği anlamına gelmez. Ülkemizde bazı blog yazarlarının bazı köşe yazarlarından daha yetenekli olduğu su götürmez bir gerçek. Bir o kadar yeteneksiz köşe yazarlarıyla aynı yetenekte blog yazarları da var.
Pucca’nın bir blog yazarı olduğu, dizüstü edebiyatı yaptığı ve Uykusuz yaz sayısında yazdığı dışında hiçbir bilgim yok. Eğer kitabı da Uykusuz’daki o ‘iğrenç!’ yazısı gibiyse kalsın. Ben Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlardan memnunum.
Eğer bir yazar kendine yazar denmesini istiyorsa çağa ayak uydurmanın ötesine geçmeli. Ölü yazarlarla dostluk kurarak çağa ayak uydurmalı. Yani onların tarzıyla çağımızı anlatabilmeli. Benim yeni yakın okuduklarım arasında sadece Barış Bıçakçı bunu başarabilmiştir. Roman açısından canım.
Dizüstü edebiyatı ‘bence’ bunu başaramıyor. Pek muhterem insan (gerçek ismini vermeyeceğim o yüzden) Sam Abla’nın gösterdiği bir ekşi sözlük entry’sinde “Çakal yayın evleri ‘çok farklı bir kitap yaptık, piyasaya yeni bir soluk getirdik’ diyerekten popüler bloggerlarla birleşerek ceplerini dolduruyorlar.” cümlesi geçiyordu. Bence bu adam sonuna kadar HAKLI!
Kıymetli hazirun şimdi size bir hikaye anlatacağım. Ben sıfatları bir kefe gibi düşünürüm. Eğer yazarlık da bir sıfatsa son tahlilde Maksim Gorki ile Dizüstü’cüler aynı kefededir ve bu benim canımı çok fazla sıkar. Döverim.
Ne alakası var diyen de çıkacaktır. Edebiyat şu ana aittir. Bununla birlikte geleceğe ve geçmişe bağlıdır.
Edebiyatta dönemler vardır. Servet-i Fünun, Tanzimat vs. vs. Edebiyatın bu dönemlere girmesinde dönemin siyasi yapısının büyük önemi vardır. Mesela Abdülhamit’in baskıcı döneminde insanlar kendi içlerine yönelmiş, siyasi konulardan uzaklaşmışlardır(Servet-i Fünun)(Burada biraz ara vermek istiyorum değinmek istediğim bir şey var. Hegel’in diyalektiği burada devreye giriyor. Baskıcı dönem Tez, insanların siyasetten uzaklaşması anti-tez. Sonucunda ortaya çıkan dönem ve eserler ise Sentez.). Son tahlilde şu saptama tam yerinde olur: Edebiyatımız, 2. Servet-i Fünun dönemini yaşamaktadır. Yorum size kalmış. Daha fazla açmak istemiyorum.
Dediğim gibi kişisel olan politiktir. Kişisel düşüncemden dolayı yargılamayın.
Tüm sevgimle.

"Bir Adam Var."

Evet bir adam var, böyle liseli ergen tavırların verdiği bir beyinle dünya onun etrafında dönüyormuşçasına saçma bir kafayla değil, etrafında dönen dünyanın farkında olmayı bunun gerekliliğinin farkında olup, gereksiz yanlarından arınmayı bilebilen bir adam…

Bir çok adamın olamadığı bir adam bu adam…
Çocuk derler adam sanılanlar ona ancak asıl çocuk onlarken adamla tanışmalılar bir ara, onların hayat tecrübesi dedikleri şeye gerek kalmadan adam olabilmek yatıyor çünkü bu adamın içinde, nerden mi biliyorum? belki hissediyorum, biraz da görüyorum ama bunları gerçeğe döken şey ben sanırım: inanıyorum!

Öyle olduğuna,

Olacağına,
Değişmeyeceğine,
Gelişeceğine…

Kim için bu düşüncelerim bir ara söyleyeceğim ama şimdi zamanı değil sanıyorum.

İyi geceler her birinize :))


Yazı bana ait değildir. Benim için tumblr'da yazılmış; yazanın adını bilmiyorum. Benden 4 yaş büyük. Fenalardayım...

21 Ağustos 2011 Pazar

Ben Nasıl Böyle Bir Hataya Düştüm

Takip edenler, konuşanlar bilir. Bir kız vardı. Ben onu seviyordum o da beni sevdiğini söylüyordu. Ama nasıl bir sevmek olduğuna anlam veremiyordum. Ve ben gün geçtikçe ona aşık oluyordum.

Onunla konuştuğumuz şeyler o kadar fazlaydı ki:

+ Seninle sarhoş olacak mıyız?
- Evet. Ve ben senin kollarında sızacağım.

Ha ne? Sızacaksın mı? Yürü git işine elimden bir kaza çıkmasın olur mu?

Zaten uzaktı, uzak ilişki yürümez, sanal ilişkiydi gibi şeylere sığınmayacağım. Çünkü bunu HAK ETTİM! Kuruntulara kapılmayacaksın. Gerçekten sevmeyeceksen seviyorum demeyeceksin.

Ve eğer gerçekten seviyorsan bir başkasına da seni seviyorum demeyeceksin. Bencillik değil hayır. Tabi ki sevebilir; ama sevmenin şekilleri vardır değil mi?

Bak güzelim. Seni seviyorum, sevmeye de devam edebilirim. Bana dönersen sen bilirsin dönmezsen eyvallah.

Kimsenin arkasından küfür etmedim, etmem. Sevgilisinin arkasından küfür eden insanı da hiç sevmem anladın? Anla.

Ve ben bu hataya nasıl düştüm arkadaş hala anlamıyorum.

Bunalıma girelim mi arkadaşlar? Girmek isteyen var mı? Ha?

http://fizy.com/#s/1ahs2q

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Durum Raporu:

Sanırım biraz daha iyi oldum; ama ben mesaj atmadan mesaj atsan ya güzelim. Mutlu etsen şu deli gönlümü olmaz mı?